|
İstanbul Adaları'nın, özellikle Bizans döneminde saray mensuplarının
sürgün yerleri olduğu için Prens Adaları diye adlandırıldığı söylenir.
Adalar'ın İstanbul'a uzaklıkları, en yakın Kınalıada, en uzak
Tavşanadası olmak üzere 7 deniz miliyle 13,5 deniz mili (25 km) arasında
değişir. Adalar'a ilk vapur seferleri Galata Köprüsü'nden 1846 yılında
başlamıştır. Bugün Kabataş, Kadıköy ve Bostancı'dan sürekli deniz yolu
bağlantısı vardır.
Adalar'da yaşayan azınlık nüfusunun çeşitli toplumsal, siyasi olayların
sonucunda dönem dönem buradan ayrılması, yerleşim alanlarının az olması
dolaysıyla yeni yapılaşmaya sınırlı olanak tanınması gibi nedenlerle
nüfusu ya azalmış ya da durağan kalmıştır. Özellikle 1950'den günümüze
kadar, Adalar'da sürekli oturan nüfus azalırken yörenin etnik ve sosyal
yapısı da değişmiştir. Hıristiyan, özellikle de Rum ve Ermeni nüfusta
çok büyük azalma olurken İstanbul içi ve dışı doğumlu Müslüman nüfus
büyük bir artış göstermiştir.
Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Pierre De
Tchihatchef'in orjinal adı Le Bosphore et Constantinople avec
Perspectives des Pays Limitrophes (1864) olan Türkçe çevirisi "İstanbul
ve Boğaziçi" adı ile yayınlanan eserin birinci kısmının çevirisine göre
Adalar Boğaz'ın güney ağzıyla İzmit (Nikomedia) körfezinin girişi
arasında, Bitinya sahilleri boyunca Hıristiyanlar tarafından Prens
Adaları, Türkler tarafından da Kızıl Adalar ismiyle bilinen bir adalar
dizisidir. Büyükada (Prinkipo), Heybeliada ( Halki), Burgaz ( Antigoni),
Kınalıada ( Proti), Yassıada (Plati), Sivriada (Ohia), Kaşık adası (
Pita), Sedef Adası (Androvita) ve Tavşan Adası ( Neandros).
Prens Adaları'nın adını nereden aldığına dair toplumsal tarihin
izlerinden giden bir kısa anlatı (1864): Bizans imparatorları zamanında
pek konuksever sayılamayacak bu dört ada, meşhur bahtsızlara sürgün ya
da esaret yeri işlevi görüyordu. Bu sürgünlerin arasında çok sayıda taç
giymiş insanın yer alması nedeniyle, bu kayalıklara Prens adaları adı
verildi; daha sonra bu isim küçük takımadaların bütünü için kullanıldı.
Bu takımadaların en büyük ve en güzel iki adası olan Büyükada ve
Heybeli'nin prenslerin düşmanlıklarından çok görkemlerine tanık
oldukları doğrudur. Çünkü bu adalar Bizans imparatorlarının
yazlıklarıydı ve onların şatolarıyla güzelleştirilmişti. Ancak o
zamanlar, hükümdarlar, bugünkünden daha hızlı bir biçimde saraydan
zindana geçtikleri ve bu adalarda bahtı açık olanların ve çile
çekenlerin konutları iç içe olduğu için, aynı adın bütün adalar için
kullanılmasından daha doğal bir şey yoktur. Çünkü bugün bir adada
oturanın ertesi gün bir başka adaya çok farklı bir konumda geçmesine
alışılmıştı. Demek ki bu adalar halkın gözünde insan yaşamının en
şiddetli karşıtlıklarının simgesi, gururla küçük düşmenin büyüklükle
hiçliğin, mutlulukla sefaletin, birbirine karıştığı bir yerdi: tek
kelimeyle, bunlar gerçekten Prenslerin adalarıydı!
Adalar genelinde ilaçlama yaptığımız böcekler; hamam böceği, tahta
kurusu, kalorifer böceği, kara fatma, oryantal hamam böceği, Amerikan
hamam böceği, hamamböceği, Alman hamam böceği, çiyan, bit, pire, çıyan,
kene, fare, akrep, örümcek, kırk ayak, yılan, tahta kurdu, ağaç kurdu,
kırkayak, tespihböceği, tesbihböceği, tespih böceği, tesbih böceği,
güve, çekirge, gümüş böceği, ev faresi, lağım faresi, çatı faresi,
fındık faresi vb. şeklinde sıralanabilir. |